Ihre Browserversion ist veraltet. Wir empfehlen, Ihren Browser auf die neueste Version zu aktualisieren.

    YouTube

    Facebook

    Instagram

Fields marked with * are required.

Bir Tahta Bavul ile Geldim Beş Altı Bavul Yaptım Hala Gidemedim

Haci Koc (15.03.1938-16.11.2023)

Derleyen / alamanyabeyleri - 2011

HACI KOCHACI KOC

HACI KOÇ
Güllü ve İsmail Koç oğlu Hacı Koc (15.03.1938-16.11.2023)
Karpınar Köyünde dünyaya geldi.
Babası İsmail Koç ilk evliliğini Yerlikuyu Köyümüzden Döne Ünlü ile severek evlendi.Çocukları olmayınca çevre baskısı sonucunda ailesinin rızası ile Karaözü'den Gök'lerden Güllü Dlak (Gök) ile evlenir bir oğlu Hacı Koç iki kızı Keziban ve Elif K. olur.
İsmail Koç’u çok sevse de guması ile geçinemediği için Döne Ünlü babası evine geri döner.
Babam şöyle anlatır.
Babamı çok severmiş Döne Ünlü artık öleceğini hisetiginden olsa Babama haber gönderir İsmail gelsin bir göreyim son kez diye.
Hurşut Işık İsmail Dedemin çok iyi bir arkadaşı imiş ona anlatmış kendi gidemediği için çeketini giydirip göndermiş.Hurşut Işık yerlikuyu'ya ziyaretine vardığında hal hatır sorduktan sonra üzerindeki İsmail Dedemin Çeketini tanımış Köküşümün Çeketi diye duyğulanıp ağlamış.
Babam henüz 8 yaşında iken Annesini kaybetmiş.
Babam Nergiz teyzeyi çok severdi.
Onunla ilgili bir anısını anlatı bana bu anısından dolayı da ismail dedeme sorar Nergiz teyze akrabamız mı diye Dedem de yok yavrum akrabamız değil ama iyi birisi.
"İYİLİK İYİDİR"
Babası üçüncü bir evliliğini Yerlikuyu Köyümüzden Rahime Uğur ile yapar ve Bir Kızı Güllü ve Üç oğlu Hasan Durmuş ve Mustafa K. olur.
Babam Askerliğini Tekirdağ,Şarköy Dere Köy de iki buçuk sene yaptı.
Askerlik anılarını anlatır iken her seferinde bahsetiği asker arkadaşı
Hilmi Tatar ve Mehmet Avar olmuştur anlatımlarında.
Askerden geldikten sonra 22 yaşında Babasını kaybeti.
İsmaİl Dedemin Babası Durmuş çavuş Karpınar Köyünden zengin ailelerden biridir.
Üç oğlu bir kızı vardır.
Oğlu Rızvan Koç hiç çalımadığı gibi o dönemde de bedeli askerlik yapıp askere gitmemiştir.Bakkalcılık da yapmıştır.
Diger oğlu Bekir Koç ise Durmuş Çavuşun Koyun sürüsünü gütmüştür yılarca ve sonra o da Bakkalcılık yapmıştyır.
Bir de kızı vardır Bağdat diye Kılıçlardan evlenmiştir.Miras vermemek için evlatlıktan sildiği söylenir.
Üçüncü oğlu ise Dedem İsmail Koç
Durmuş Çavuşun Oğuları arasında kaderi en kötü olanıdır İsmail Koç ömrü boyunca hayatı reşberlik ile geçmiş.
Rahmetli Babam anlatırdı o kadar çok çalışırdı ki kuşağının içindeki buğday taneleri çilenirdi diye.
55 yaşında bir kemik hastalığına yakalanır aile büyüklerinin kararı ile Yusuf Koç yanına Babamı da alarak Dedemi önce Ankara’ya sonra da İsparta’ya Kemik Hastanesine yatırırlar.Hastanede tedavi de gören Dedem bir kaç gün sonra vefat eder.Köyün zengini olan Durmuş Çavuşun Oğlu Dedem İsmail Koç o günün şartlarında getirilemediği için kimsesizler mezarına gömülür.Yıllar sonra rahmetli amcam Hasan Koç babasının defnedildiği mezar yerini bulur ziyaret eder.
Hastane ve yol masrafları için alınan bin lira için Babam üç sene aile büyüklerine azap durur çalışır borcunu öder.
1956 yılında Bayram Ali ve Sultan Erdem’in kızı Annem Anşe Koç ile küçük yaşta evlenir.Üç oğlu ve bir de kızı olur.
Babam Hacı Koç Almanya’ya gelene kadar köyünde kendi halinde çivçilik ile uğraştı.Kış aylarında Çukurovaya çalışmaya da gitği olmuştur.
 
Hacı KoçHacı Koç
 
 
Bir Tahta Bavul ile Geldim Beş Altı Bavul Yaptım Hala Gidemedim
Haci Koc (15.03.1938-16.11.2023)
Derleyen / alamanyabeyleri - 2011
1968 yılında Sivas’dan başvuru yapdım Almanya’ya gidebilmek için.
Bir yıl sonra başvurum kabul oldu.Evelden postacı yok idi mektuplar Karaözüye gelir oradan da Köye kim gelir ise ona verirler idi.
Benim istek kağıdını kim getirdi ise bana vermeden yırtıp atmışlar yola köyün altında.Kurban olduğum Hanifi Dede görüp almış geldi Hacı sana iyi bir haberim var diye.
İşlemler için ve gidiş masrafları için para lazımdı Bakkal'da amca oğluna söyledim Yusup'a cevap alamadım eve geldiğimde Bakkal'da olan Almanya'dan izine gelen bir komşumuz eve haber göndermiş ben vereyim diye sağolsun ondan para alıp İstanbul’a gittik
Diyorum çünkü bizim Köy’den arkadaşlar akrabalar ve tanıdıklar ( Süleyman ,Kenan,Şükrü,Muzaferin Eşi. ) vardı.Hemen hemen altı kişi vardık.İşlemlerimiz iki hafta devam etti en önemlisi sağlık kontrolüydü.Bundan gececeğimden hiç ümütlü değildim.Ama bundan da geçdim.
Gurbet yolu başladı,sabah erken saatlerinde tirene bindik.Biletlerimiz önceden alınmış ve hazır edilmişdi.İstasyon o kadar kalabalıkdı ki çoluk çocuk Kadınlar eşlerini yolcu edenlerle.
Gidenlere el salıyorlardı,ben de Şapkamı çıkardım el saladım.
Almanya’nın Münich şehir istasyonuna ikiyüz kişi kadar bir kalabalıkla inmişdik.Tercüman gelin diye çağırıyor du içimizden biri „ulan“ gavur memleketine geldik görüyormusunuz nerden düşdük buraya dedi.
Bir digeri O müslüman dedigin memlekette karnın doymadı da niçin geldin gavurun memleketine sana Mektup mu yazdılar gel diye dedi.
Kim olduğunu bilmediğim birisiydi.
Tercüman yardımı ile bizi gideceğimiz yerlere dağıtılar ve anlatılar nasıl ve nere gideceğimizi.Almanya’ya gelince bir gariplik çökdü üzerime kötü oldum.Kimse yokdu yanımda tanıdığım yalnız hisetim kendimi.
Ben tirende tek başıma idim,bir kaç bayan haricinde kimse yokdu.İstasyona indim bir Bavulumla istasyon çok temizdi. Oturdum bir sigara içdim.Trenden benden başka Türk inmemişdi.Elimde kağıt vardı hangi Şehirde hangi istasyonda ineceğime dair.Tercüman tarif etmişdi ayrıca nasıl ve nerde ineceğimi.
„Abidinin Oğlu Kara Hüseyin“ gibi babayigit bir adam geldi yanında da hanımı vardı.Bir sigara çıkardı adama bakıyorum ben, iki parmak kalınlığında vardı ucunu ısırdı atı ve yakdı.
Çekedimin içindeki kağıdı görmüş,kadınla konuşup bana bakışdılar gülüşdüler.Adam yanıma geldi kağıdı aldı birşeyler dedi ama ben anlamadım sonra kadın elimden tutup arabayı gösterdi.Beni almaya geldiklerini anladım ve onları takip etim elimde bir Tahta bavulumla.
Arabaya bindik ve beni götürdüler Heime ( Fabrika evi ) üç katlı ve Fabrikanın yanındaydı.
Adam beni birakdı giti ve biraz sonra o bayan bana hazırlamış olduğu bir şeyler getirdi acıkmışdım.Ekmek salam ne oldunu bile düşünmeden yedim.Odanın Anahtarını bana verdi ve gitti.
Adam bana bir şeyler anlatı anlamadım.
Bir hüzün çökdü ve geçip yatım artık geri dönemeyeceğimi anlamışdım ağladım.
Sabah uyandım bir gürültü ile dışarı bakdığımda işcileri gördüm.
Bir kilometre uzaklıkdan bulup getirdiği tercümanla bana nasıl çalışacağımı ve bilmem gerekenleri anlatı.
Lamspringe'deki bu Metal firmasında böylece çalışmaya başlamışdım.Bir yıl sonra Coburg’da bulunan arkadaşlarımın akrabalarımın yanına taşınarak orada bir Metal Firmasında çalışmaya devam etim.
Şu an emekliyim ve hala Almanyadayım geri dönemedim.
Derleyen / alamanyabeyleri - 2011
 
 

 ŞİİRLERİM

ŞİİRLERİMŞİİRLERİM


 

Almış kalemini eline

Hazmedememiş doğruyu bile
Kin ile nefret ile
Bak ite hele hele...
 
Anan beli Baban beli
Nedir bu hal sendeki
Kırmış kibirinden dingili
Bak ite hele hele...
 
Kim vurdu seni zincire
Yenik düşmüşün nefsine
Fazla gelme üstüme
Bak ite hele hele...
 
İşlemişin kelimeleri birbirine
Beni de eklemişin rengine
Güldüm entelektüel haline
Bak ite hele hele...
 
Sosyal medyada entelektüelsin
Evinde ise bir büyük eziyetsin
Özünde sözünde bir çelişkisin
Bak ite hele hele...
@Beyleri
 
GÜLGÜL
 
Kuru bir tohum idim
Kara kura biçimsiz
Güzel parmaklar arasından
Toprak ile buluştum.
 
Susamışım...
Bir kış uykusundan
Uyandım...
Filizlenip kök saldım.
 
Güneşe hasret
Can oldum yeşerdim
Yaprak oldum,gül oldum
Sevildim...
 
Bir Arının ayaklarından
Harmanlandım...
Serpildim büyüdüm
Sevgi ile aşk ile...
 
O Parmak uçlarından
Okşandım...
Okşandım...
Okşandım...
@beyleri
 

 
Bazen dalırım uzaklara
Uzaklar yakınım olur
Yakınım uzak...
Kelimeler takılır dilime elime
Bazen bir damla olur
Gözlerimizde...
Söyleyemediklerim....
Söylediklerim olur
Yalnızlığım özlemin
Sevgin ile buluşur
İyi ki varsın,dercesine
Ìyi ki varsın sevdiĝim.
@beyleri
 

 

Ufak tefek duygular
Birikdirdik Heğbemizde
Yarınlara erteledik
Mesafeler koyduk aramıza
Savrulduk...
Bir rüzgarın eşliğinde
Bir o yana
Bir bu yana
Duygular,canlanınca anılarda
Geç fark etik
Sevmeyi ve sevilmeyi
@beyleri

 

HATAYHATAY

 
Gökteki kuş utandı
Denizdeki Balık utandı
Duvardaki Taş utandı
Bir sen Utanmadın
Hırsız,arsız...
 
Inşa eden amele utandı
Elini tutan Baba utandı
Feryat eden Anne utandı
Bir sen Utanmadın
Hırsız,arsız...
 
Yer inledi gök inledi
Anne diyen çocuk inledi
Duvardaki resim inledi
Bir sen bir sen dinlemedin
Hırsız,arsız...
 
Can yok Canan yok
El uzatan dostlar çok
Koskoca devlet yok
Bir sen Utanmadın
Hırsız,arsız...
@beyleri

 
Daracık sokaklarındayım
Küçücük bir şehrin
O kadar göz kamaştırıcı
Ve bir O kadar uçuk
Altlar ve Üstler
Bu kadar yakın
Ve bu kadar uzak
Bir birilerine
Bana ait hiç bir şey
Kalmamış,bu şehirde
Bir yabancı gibiyim
Anlıyor musun
@beyleri